Oyuna dönüş, Doğaya dönüş, Doğala dönüş… - Küçük Orman Anaokulu

Oyuna dönüş, Doğaya dönüş, Doğala dönüş… - Küçük Orman Anaokulu
28 Mayıs 2018

Oyuna dönüş, Doğaya dönüş, Doğala dönüş…

“Bu çocuk iki dakika yerinde duramıyor!”

Ne kadar da çok duymuşuzdur bu cümleyi yetişkinlerden, değil mi? Hatta belki hepimiz zamanla söyledik fakat düşünüyor muyuz bu neden böyle?

Oysa yapılan haksızlığa bakın, gelin çocukluğumuzu düşünelim… Bizler sokaklarda özgürce oynamadık mı? Gönlümüzce doğada, bağda, bahçede koşmadık mı? Hepimiz değil belki ama çoğumuz bu şansa sahip olmuş son neslin parçasıyız. Şimdi tutup da büyük şehrin karmaşasında sokağa güvenle çıkamayan, beton yığınları arasında nefes alamayan, oyun oynayacak doğal bir alan, koşturacak alabildiğine uzanan bir doğa bulamayan çocuklar “çok hareketli” olduğunda onları suçlayabilir miyiz? Hele ki günleri dört duvar arasında geçiyorsa…

Büyük şehrin, nüfus artışının, hayat şartlarının ve zamanın getirdiği yeni koşullara öylesine alıştık ve uyumlandık ki çocukların doğadan tamamen uzaklaştığını göremez olduk. Bu koşullarda çocuklarımızı “çabuk öğrensin”, “hızlı büyüsün”, “diğerlerinden daha başarılı olsun” diye dört duvar arasına mahkum bırakıyor ve şimdiden sonu belirsiz bir yarışın içine sokuyoruz. İyi yaptığımızı düşünüyoruz çünkü “Herkes böyle yapıyor!”?! Aslında onlara bir takım beceri ve bilgileri zamanından önce ve akademik bir takvim çerçevesinde, sınırlandırılmış zamanlar içinde ve sınırlandırılmış duvarlar arasında öğretmeye çalışmak; onları doğadan, oyundan, deneyimden ve keşfetmekten uzak tutmak oluyor. Bu da onların çocukluklarını ‘eksik’ yaşamaları demek bir bakıma ama fark etmiyoruz bunu… Çoğunun okula araba ya da servisle geldiğini de düşünürsek onları sürekli, enerjilerini kullanamadıkları, rahatlayamadıkları, nefes alamadıkları ortamlara sokmuş oluyoruz ve bir süre sonra doğal olarak doğalarında olan hareket ihtiyacını karşılayamadıkları için enerji patlaması yaşamaya başlıyorlar. Üstelik böylesine ‘eksik’ yaşanacak bir erken çocukluk dönemi daha ilkokuldayken bıkkınlık, davranış bozukluğu, öğrenme bozukluğu veya düşük yaşam enerjisi gibi sorunları beraberinde getirebiliyor. Halbuki 3-6 yaş dönemi son sürat ilkokula hazırlanılması gereken bir dönemden ziyade okul öncesi çocukluğun doya doya yaşanması gereken bir dönem… 

Sosyal ve duygusal açıdan çocuğun kendi hızında, doğayla iç içe ve deneyimleyerek büyümesi çocuğun öğrenme kaygısından uzak olarak ilkokula hazırlanmasına da zemin oluşturuyor.

Okuma-Yazmaya hazırlık yapmaksa amaç: Doğal bir ahşaba ya da kile şekil vermeye çalışırken kullanacakları aletler de, oynadıkları ve kendi elleriyle hazırladıkları oyun hamuru da çocukların parmak kaslarını geliştiriyor ve o parmaklar doğal bir yolla edindikleri bu beceriyi ilkokula gittiklerinde kalem tutmak için kullanabiliyor.

Bunun için 3 yaşından itibaren kalem tutup sınırlı boya çalışmaları yapmalarına gerek olmuyor o çocukların. Bu amaç uğruna ellerinden ve hayatlarından oyun oynayarak, hayal güçlerini coşturarak geçirecekleri o büyülü zamanları almak, onları bütün gün masa başında kağıt kalemle ve oldukça sınırlı alanlarda çalışmaya ve uzun bir süre “düzgün” oturmaya mecbur bırakmak çocuklara yapılacak en büyük haksızlık bizce!

Çocukların doğaya, açık havada olmaya, hareket etmeye, ihtiyaçları var;

*Bahçede veya ormanda, toprak bir alanda, kazma, kürek ve tırmıkla çalışabilecekleri, isterlerse ekip dikebilecekleri, hayvanlarla iletişim kurabilecekleri, keşfederek, oyun oynayarak ve deneyimleyerek yaşayabilecekleri alanlara ve bunları içeren bir günlük akışa…

*Oyunu da, sanatı da, masalı da, müziği de gönüllerinden geçtiği gibi özgürce yaşayabilecekleri günlere…

*Her hava koşulunda mümkün olabildiği kadar dışarıda vakit geçirebilmeye, serbestçe oyun oynayabilmeye, zamana sıkıştırılmamış oyun vakitlerine…

 

Çocukluğumuz hepimizin hayatında en önemli, en değerli anları içeriyor. Geleceğimiz, nasıl bir insan olduğumuz, hayata bakış açımız, yaşam tarzımız, mutlu ve huzurlu bir birey olup olmadığımız da dahil bir sürü şey çocukluğumuzla bağlantılı.

 

Çocuklar bunlara doğuştan hazırlar, önemli olan eğitimcilerin ve anne babaların buna uyum sağlaması.

 

*Hadi soralım kendimize: Unuttuğumuz şeyleri hatırlamaya hazır mıyız? Çocuklarımıza hakları olan bu hediyeyi vermek için neyi bekliyoruz?

 

**Hadi bu gereksiz çabaları ve aslında o çabaların altındaki kaygıları bırakalım; çocuklar zamanı geldiğinde zaten kendiliğinden öğreniyorlar, tıpkı yürümeyi ve konuşmayı öğrendikleri gibi. Biz yetişkinlere düşen onlardaki coşku, merak ve öğrenme isteğini yok etmeden onların bu açlığına cevap olacak güzel ortamlar sunmak…

 

***Hadi doğala dönelim! Hadi onlara çocukluklarını doya doya yaşamaları için bir şans verelim!

 

 

Yazar: Burçak Salungan Dinç